top of page

Prof. Gita Gopinath: “Dünya ekonomisi için her şey değişti"

14 saat önce
8 dakikada okunur

IMF'nin ilk kadın baş ekonomisti ve eski birinci başkan yardımcısı Prof. Gita Gopinath'a göre dünya ekonomisi artık eski kurallarla işlemiyor. Soğuk Savaş sonrası dönemin kapandığını söyleyen Gopinath, “Küresel ekonomi için her şey değişti” derken özellikle gelişmekte olan ülkeler için sermaye bulmanın zorlaşacağı ve küresel parçalanmanın kalıcı hale geleceği uyarısında bulunuyor.


Pandemi, savaşlar, ticaret savaşları ve yapay zeka... Son beş yılda küresel ekonomi neredeyse onlarca yıla sığacak kadar büyük değişim yaşadı. Ancak Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Gita Gopinath'a göre asıl değişim, dünyanın krizlere bakış biçiminde yatıyor. IMF'nin ilk kadın baş ekonomisti ve ardından birinci başkan yardımcısı olarak pandemi döneminde küresel ekonomi politikalarının şekillenmesinde önemli rol oynayan Prof. Gopinath, bugün dünya ekonomisinin yeni ve kalıcı bir dönüşüm sürecine girdiğini söylüyor. Pandemi döneminde hükümetlerin ekonomileri ayakta tutmak için benzeri görülmemiş ölçekte mali destekler sağladığını, ardından Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki gerilimler ve ABD-Çin ayrışmasının küresel sistem üzerinde yeni baskılar yarattığını hatırlatan Prof. Gopinath, artık eski kuralların geçerli olmadığını vurguluyor. "Küresel ekonomi için her şey değişti" diyen Gopinath'a göre, Soğuk Savaş sonrasında oluşan ve tedarik zincirlerinin yalnızca verimlilik ve maliyet minimizasyonuna göre şekillendiği dönem sona erdi. Bugün şirketler yalnızca en ucuz üretim merkezini aramıyor; tedarik zincirlerinin ne kadar güvenli olduğunu, olası bir kriz anında üretimin sürüp sürmeyeceğini ve jeopolitik riskleri de hesaba katıyor. Gopinath, "Jeopolitik artık geçici bir unsur değil; ekonomi politikalarının merkezinde yer alan kalıcı bir güç" sözleriyle yeni dönemin ruhunu özetliyor. Pandemi gibi yüz yılda bir görülen bir krizin ekonomi yönetiminde yer alan Gopinath, bugün yaşanan dönemi de sıradan bir geçiş süreci olarak görmüyor. "Pandemi kadar dramatik olmayabilir ama bu kez küresel düzenin çözülmesini izliyoruz ve bunun henüz başlangıcındayız" diyor.

Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Gita Gopinath, küresel ekonominin yeni kurallarını, yapay zeka yarışını, doların geleceğini ve Türkiye dahil gelişmekte olan ülkeleri bekleyen yeni dönemi Capital’e anlattı:

*Son dönemde küresel sistemin köklü biçimde değiştiğini sık sık vurguluyorsunuz. Dünya ekonomisi nasıl bir dönüm noktasından geçiyor?

Çok açık söyleyeyim; küresel ekonomi açısından her şey değişti. Soğuk Savaş sonrasında oluşan ve tedarik zincirlerinin yalnızca verimlilik ve maliyet minimizasyonuna göre organize edildiği dönem artık geride kaldı. Bugün küresel ticaret giderek daha fazla tedarik zinciri dayanıklılığı ve ulusal güvenlik kaygıları tarafından şekilleniyor. Sanayi politikaları ve gümrük tarifeleri yeni normalin bir parçası haline geliyor. Jeopolitik artık küresel ekonomi politikalarının kalıcı bir gücü haline geldi. Şirketler yalnızca "En ucuz nerede üretirim?" sorusunu sormuyor. Aynı zamanda "Üretimimi hangi ülkede yapmalıyım?", "Tedarik zincirim ne kadar güvenli?" ve "Bir kriz anında üretime devam edebilir miyim?" sorularına da yanıt arıyor. Ülkeler açısından da benzer bir dönüşüm yaşanıyor. Ulusal güvenlik ile ekonomik güvenlik arasındaki çizgi giderek daha fazla bulanıklaşıyor. Günlük hayatımızda bunun tüm makroekonomik sonuçlarını henüz tam hissetmiyor olabiliriz. Ancak dünya ekonomisinin giderek daha parçalı, daha bölgeselleşmiş ve daha belirsiz hale geldiği çok açık. Bu nedenle artık eski kuralların geçerli olduğunu varsayarak hareket etmek mümkün değil.

*Bu parçalanmanın en büyük maliyetini kim ödeyecek? Avrupa ve gelişmekte olan ülkeler bu yeni döneme nasıl uyum sağlayacak?

Avrupa bu değişimden en fazla etkilenen bölgelerden biri. Çünkü küresel ticarete oldukça açık bir ekonomik yapıya sahip. Avrupa'da politika yapıcılar artık eski modelin yani güvenlik açısından ABD'ye, kritik tedarik zincirleri açısındansa dış ortaklara süresiz bağımlı kalmanın sürdürülebilir olmadığını görüyor. Bu nedenle "stratejik özerklik" kavramı giderek daha fazla önem kazanıyor. Bence burada kalıcı bir zihniyet değişimi yaşanıyor. Avrupa'nın güvenlik konusunda tamamen ABD'ye dayanabileceği ya da ekonomik olarak eski ortaklık modeline geri dönebileceği düşünülmüyor. Bu nedenle daha fazla savunma harcaması, kritik teknolojilerde daha fazla yerli üretim ve dışa bağımlılığı azaltacak politikalar görüyoruz. Gelişmekte olan ülkeler açısından riskler daha da büyük. Ticaret engelleri yükseldikçe ve tedarik zincirleri yeniden şekillendikçe ihracat odaklı büyüme modelleri baskı altında kalabilir. Dış talebe bağımlı ekonomilerin iç dayanıklılıklarını artırmaları, yapısal reformlara hız vermeleri ve bölgesel entegrasyonu güçlendirmeleri gerekecek.

*Hindistan giderek küresel büyümenin yeni motoru olarak gösteriliyor. Dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olma hedefi sizce gerçekçi mi?

Bence oldukça gerçekçi. Son dönemde rupide yaşanan zayıflık Hindistan'ın sıralamadaki yerini geçici olarak aşağı çekmiş olabilir ancak bunun kalıcı olacağını düşünmüyorum. Hindistan'ın orta vadeli büyüme potansiyeli güçlü ve bu durum ülkeyi yeniden dünyanın en büyük ekonomileri arasına taşıyacak. Ancak asıl mesele toplam milli gelir değil kişi başına düşen gelir. Hindistan'ın hala çözmesi gereken önemli sorunları var ve bunun için birçok alanda reform gerekiyor. Hindistan önemli iş gücü reformları yaptı ancak küresel üretim ve tedarik zincirlerinde çok daha güçlü bir merkez haline gelmek için insan kaynağına ve eğitim sistemine daha fazla yatırım yapması gerekiyor. İş yapma kolaylığını artıracak reformlar, tarımda verimlilik artışı ve yargı sisteminin daha etkin çalışması da kritik önemde. Büyümenin sürdürülebilir olması için yalnızca yatırım çekmek yetmez; bu yatırımları destekleyecek güçlü kurumlara ve nitelikli iş gücüne de ihtiyaç var.

*ABD faizlerinin uzun süre yüksek kalmasının gelişmekte olan ülkeler için en büyük riski ne olacağını düşünüyorsunuz?

Gelişmekte olan ülkeleri tek bir grup olarak değerlendirmek doğru olmaz. Çünkü aralarında ciddi farklılıklar var ve bu nedenle ortak bir riskten söz etmek kolay değil. ABD faizlerinin yüksek kalması, gelişmekte olan ülkeler için borçlanma maliyetlerini artıracaktır. Ancak bunun etkileri ülkeden ülkeye değişecektir. Örneğin bazı Asya ülkeleri yapay zeka yatırımlarındaki büyümeden faydalanırken, bazı ekonomiler zaten kırılgan bir konumda bulunuyor. Bu nedenle yüksek faizlerin etkisi her ülkede aynı olmayacak. Bunun döviz piyasalarına etkisi de farklı olacaktır. Ancak genel bir eğilimden söz edebiliriz. Son on yılda, 2025 yılı dışında gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımları genel olarak zayıftı. Üstelik 2025'te yaşanan toparlanmada girişlerin önemli bölümü doğrudan yatırım ya da hisse senedi yatırımı değil portföy borç yatırımlarından oluştu. Önümüzdeki dönemde birçok gelişmekte olan ülkenin ortak sorunu, kalkınma ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli sermayeyi bulabilmek olacak. Daha yüksek jeopolitik risk, daha yüksek finansal oynaklık ve daha yüksek faiz oranları, sermayenin gelişmekte olan ülkelere akışını zorlaştırabilir.

*Son dönemde ABD dolarının küresel rezerv para statüsü daha fazla tartışılıyor. Siz bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son dönemde yaşanan jeopolitik çalkantılar para birimleri arasındaki dengeleri değiştiriyor ancak şu ana kadar bu değişim oldukça sınırlı kaldı. Rusya gibi bazı ülkeler dolar kullanımını ciddi biçimde azaltıp Çin para birimi renminbiye yöneldi. Ancak ABD ile jeopolitik olarak aynı çizgide olmayan birçok ülke için bile değişim oldukça küçük oldu. Bazı merkez bankaları altın rezervlerini artırdı ve bunun jeopolitik nedenlerle bağlantılı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak burada da değişimin boyutu çok büyük değil. Daha uzun vadeli eğilimse Çin'in dış ticaret işlemlerinde renminbi kullanımını artırması. Ancak diğer ülkeler açısından baktığımızda renminbinin kullanım alanı hala oldukça sınırlı. Bu nedenle doların küresel sistemdeki ağırlığının hızla azalacağını düşünmüyorum. Rezerv para sistemleri çok yavaş değişir. Ekonomik büyüklük tek başına yeterli değildir; finansal piyasa derinliği, güven ve kurumsal yapı da en az onun kadar önemlidir. Şu an için doların yerine geçebilecek güçlü bir alternatif görmüyorum.

*Yüksek enflasyon geçmişine sahip ekonomilerde merkez bankası güvenilirliği çok önemli. Politika yapıcılar açısından güveni yeniden tesis etmenin en büyük zorluğu ne?

Merkez bankalarının güvenilirliği, enflasyon beklentilerinin çıpalanması açısından kritik öneme sahip. Enflasyon beklentileri iyi çıpalanmışsa merkez bankalarının her şoka, hatta geçici enflasyon şoklarına bile faiz artırarak yanıt vermesi gerekmez. Bu da enflasyonla mücadeleyi ekonomi açısından çok daha düşük maliyetli hale getirir.

Bence ekonomistlerin üzerinde en fazla uzlaştığı konulardan biri de merkez bankası bağımsızlığı. Bir ülkede düşük ve istikrarlı enflasyon istiyorsanız, bağımsız ve güvenilir bir merkez bankasına ihtiyaç duyarsınız. Bugün birçok ülkede merkez bankalarının karşı karşıya olduğu temel sınama da bu. Güvenilirlik sürekli korunması gereken bir unsurdur ve asla hafife alınmamalıdır. Bir kez kaybedildiğinde yeniden inşa edilmesi oldukça zordur. Özellikle yüksek enflasyon geçmişine sahip ülkelerde beklentileri yeniden çıpalamak zaman alır. Bu nedenle para politikasında tutarlılık, öngörülebilirlik ve kurumsal güven uzun vadeli başarının temel unsurları olmaya devam ediyor.

*Dünya ekonomisinin geleceğine baktığınızda sizi en çok endişelendiren konu ne?

Beni en çok endişelendiren şeylerden biri belirsizliğin giderek kalıcı hale gelmesi. Pandemi sırasında yüz yılda bir görülebilecek büyüklükte bir kriz yaşadık. Bugün yaşadığımız dönem pandemi kadar dramatik olmayabilir ama farklı bir nedenle çok önemli. Çünkü bu kez küresel düzenin çözülmesini izliyoruz ve bence bunun henüz başlangıcındayız. Uzun yıllar boyunca şirketler ve ülkeler kurallara dayalı, öngörülebilir bir küresel sistem içinde hareket etti. Şimdi ise daha parçalı, daha belirsiz ve daha jeopolitik bir dünyaya doğru ilerliyoruz. Bu değişimin etkileri hemen ortaya çıkmayabilir. Ancak belirsizlik yatırım kararlarını erteler, şirketlerin uzun vadeli plan yapmasını zorlaştırır ve zaman içinde büyüme üzerinde ciddi baskı yaratır. Bu nedenle önümüzdeki dönemde ekonomiler için en önemli kavramlardan biri dayanıklılık olacak. Yalnızca hızlı büyümek değil, şoklara dayanıklı olmak da başarıyı belirleyen temel unsurlardan biri haline geliyor. Ve bu yüzden tekrar söylemek isterim: Küresel ekonomi için gerçekten her şey değişti.

 

PROF. GİTA GOPINATH'A GÖRE KÜRESEL EKONOMİDE 6 BÜYÜK DEĞİŞİM

1. Jeopolitik artık ekonominin dışında değil: Uzun yıllar jeopolitik riskler ekonomi modellerinin dışında kalan, zaman zaman ortaya çıkan unsurlar olarak görüldü. Artık durum tamamen farklı. Ulusal güvenlik ve ekonomik güvenlik arasındaki çizgi giderek bulanıklaşıyor. Ticaret, yatırım ve üretim kararları artık doğrudan jeopolitik gelişmelerden etkileniyor. 

2. Tedarik zincirlerinde maliyetten çok güvenlik önemli: Şirketler artık yalnızca "En ucuz nerede üretirim?" sorusuna odaklanmıyor. Tedarik zincirlerinin ne kadar güvenli olduğu, olası krizlerde üretimin devam edip etmeyeceği ve kritik girdilere erişim de en az maliyet kadar önemli hale geliyor. Küresel üretim ağları yeniden şekilleniyor.

3. Avrupa eski modeli terk ediyor: Avrupa, güvenlik açısından ABD'ye, kritik tedarik zincirleri açısındansa dış ortaklara bağımlı kalmanın sürdürülebilir olmadığını düşünüyor. Bu nedenle savunma harcamaları artıyor, stratejik sektörlerde yerli üretim teşvik ediliyor ve "stratejik özerklik" kavramı giderek daha fazla önem kazanıyor.

4. Doların tahtı kolay kolay sarsılmayacak: Son dönemde doların rezerv para statüsü daha sık tartışılsa da bu değişim oldukça sınırlı. Rusya gibi bazı ülkeler dolardan uzaklaşırken, dünyanın büyük bölümünde dolar hala baskın konumunu koruyor. Rezerv para sistemleri çok yavaş değişir ve şu anda doların yerini alabilecek güçlü bir alternatif görünmüyor.

5. Gelişmekte olan ülkeler için sermaye bulmak daha zor: Yüksek ABD faizleri ve artan jeopolitik riskler gelişmekte olan ülkeler için finansman koşullarını zorlaştırıyor. Son on yılda sermaye akımlarının genel olarak zayıf seyretti. Önümüzdeki dönemde birçok ülkenin ortak sorunu, büyüme ve kalkınma için ihtiyaç duyduğu sermayeye erişebilmek olacak. 

6. Dayanıklılık yeni büyüme modeli haline geliyor: Önümüzdeki dönemde yalnızca hızlı büyüyen değil şoklara dayanıklı ekonomiler öne çıkacak. Şirketler ve ülkeler için başarıyı belirleyen unsur artık verimliliğin ötesinde belirsizliklere ne kadar hızlı uyum sağlayabildikleri ve krizlere karşı ne kadar dirençli oldukları olacak.

 

YAPAY ZEKA: YENİ BÜYÜME MOTORU MU, YENİ BİR BALON MU?

VERİMLİLİK ARTIŞI KESİN AMA... Gopinath'a göre yapay zekanın verimlilik üzerinde büyük etkiler yaratacağı konusunda ciddi bir şüphe yok. Ancak bu durum, yapay zekaya yatırım yapan bütün şirketlerin aynı ölçüde başarılı olacağı anlamına gelmiyor. Ona göre verimlilik kazanımlarıyla şirketlerin piyasa değerleri arasında her zaman doğrudan bir ilişki bulunmuyor. Yüz milyarlarca dolarlık yatırım yapan bazı şirketler beklenen karlılığa ulaşamayabilir.

DOT-COM BENZERİ BİR RİSK VAR 1990'ların sonunda internet şirketlerinde yaşanan dot-com balonunu hatırlatan Gopinath, yapay zekada da benzer bir yükseliş ve düzeltme döngüsünün yaşanabileceğini düşünüyor. Yoğun rekabet ortamında bazı şirketler ayakta kalırken bazıları piyasadan çekilebilir. Bu risk yalnızca yapay zeka şirketleri için değil, çip üreticileri gibi ekosistemin temel oyuncuları için de geçerli.

TEKNOLOJİ ÇOK HIZLI ESKİYEBİLİR Gopinath'a göre bugün kullanılan işlemciler ve altyapılar çok kısa sürede eski teknoloji haline gelebilir. Bu nedenle bugün yapılan büyük yatırımların tamamının uzun vadeli kazananlar yaratacağının garantisi yok. Yapay zeka yarışında teknolojik üstünlük kadar değişime uyum sağlama kapasitesi de belirleyici olacak.

FAİZLER COŞKUYU TERSİNE ÇEVİREBİLİR Bir diğer önemli risk ise finansal koşullar. Gopinath'a göre ABD'de faiz oranlarının yüksek seyretmesi veya beklenenden daha fazla artması halinde bugün görülen aşırı iyimserlik tersine dönebilir. Bu durumda teknoloji hisselerinde ve yapay zeka yatırımlarında ciddi düzeltmeler yaşanması sürpriz olmayacak.

 

GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER İÇİN 5 KRİTİK RİSK

YÜKSEK FAİZ: ABD faizlerinin uzun süre yüksek kalması, gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetlerini artırıyor. Bu durum özellikle dış finansman ihtiyacı yüksek ekonomiler açısından önemli bir baskı yaratıyor.

ZAYIF SERMAYE AKIMLARI: Gopinath'a göre son on yılda gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımları genel olarak zayıf seyretti. 2025'te yaşanan toparlanma ise daha çok portföy borç yatırımlarından kaynaklandı.

JEOPOLİTİK RİSK: Ticaret savaşları, bölgesel çatışmalar ve ABD-Çin ayrışması yatırımcı davranışlarını doğrudan etkiliyor. Belirsizlik arttığında sermaye daha güvenli limanlara yöneliyor.

DÖVİZ BASKISI: Yüksek faiz ve zayıf sermaye girişleri birçok gelişmekte olan ülkenin para birimi üzerinde baskı yaratıyor. Ancak Gopinath'a göre merkez bankalarının rezervlerini kullanırken oldukça seçici davranmaları gerekiyor.

POLİTİKA GÜVENİ: Gelişmekte olan ülkeler açısından en kritik unsur, güvenilir ekonomi politikaları. Merkez bankası bağımsızlığı, enflasyonla mücadele kapasitesi ve öngörülebilir politikalar, yatırımcı güveni açısından her zamankinden daha önemli hale geliyor.

 


ÇİN ESKİ ÇİN DEĞİL

YAVAŞ BÜYÜME Çin hala dünyanın en büyük ekonomilerinden biri ve küresel büyüme üzerinde önemli etkisi var. Ancak artık eski büyüme temposundan söz etmek mümkün değil. Uzun yıllar çift haneli büyüyen ekonomi bugün daha yavaş büyüyor. Bu nedenle Çin'in geçmişte olduğu gibi dünya ekonomisini tek başına sürüklemesi artık daha zor görünüyor.

DEMOGRAFİ SORUNU Çin'in karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri nüfus yapısındaki değişim. Çalışabilir nüfus azalırken toplum hızla yaşlanıyor. Buna gayrimenkul sektöründeki sorunlar da eklenince büyümenin eski ivmesini koruması zorlaşıyor. Çin artık çok daha farklı koşullarda yoluna devam ediyor.

HİNDİSTAN YÜKSELİYOR Hindistan'ın yükselişini Çin'in yerini almak olarak görmüyorum. Hindistan'ın dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olması mümkün. Ancak asıl mesele toplam ekonomik büyüklükten ziyade kişi başına düşen gelirin artırılması. Bunun için iş gücü becerilerinden eğitime, tarımsal verimlilikten yargı sistemine kadar birçok alanda reform gerekiyor.

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page