top of page

Dr. Wing Lok Hung: “Gelişmekte olan pazarlar Çin’in ana odağı olacak”

14 saat önce
8 dakikada okunur

Çin’in yeni büyüme modelinden küresel güç dengelerine uzanan dönüşüm, dünya ekonomisinin gelecek rotasını da yeniden şekillendiriyor. Chinese University of Hong Kong’dan Dr. Wing Lok Hung, önümüzdeki beş yılda yapay zeka ve temiz enerji teknolojilerinin Çin’in büyüme motorları arasına gireceğini söylerken, “Çin sermaye piyasalarını açmadığı sürece dolar küresel hakimiyetini koruyacak” diyor. Küresel ticaretin ağırlığın ABD ve Avrupa’dan Asya ve gelişmekte olan ekonomilere kaymasının 20-30 yıl alacağını öngören Hung, Türkiye için de Asya pazarlarında önemli bir fırsat görüyor.

 



Küresel ekonomide dengeler hızla değişirken Çin, bu dönüşümün merkezindeki aktörlerden biri. Gayrimenkul ve ihracat odaklı büyüme modelinden yüksek teknoloji, ileri üretim ve iç tüketime dayalı yeni bir yapıya geçmeye çalışan ülkenin önümüzdeki dönemde küresel ekonomide nasıl bir rol oynayacağı yakından izleniyor. Çin'in Hong Kong üzerinden dünyaya açılan yüzünü ve küresel güç dengelerindeki değişimi uzun süredir takip eden Chinese University of Hong Kong School of Governance and Policy Science Öğretim Görevlisi Dr. Wing Lok Hung, bu dönüşümün yalnızca Çin ekonomisiyle sınırlı olmadığına dikkat çekiyor. “Önümüzdeki beş yılda gayrimenkul, ekonomik büyümenin temel motoru olmayacak” diyen Hung, yapay zeka, temiz enerji teknolojileri, yaşlı bakım hizmetleri, eğitim ve sürdürülebilir kalkınmanın yeni büyüme alanları olacağını öngörüyor. ABD ve Avrupa Birliği'nin göreli güç kaybı ile BRICS'in genişlemesinin dünyayı giderek daha çok kutuplu hale getirdiğini belirten Hung, buna karşın doların tahtının kısa vadede sarsılmasını beklemiyor. “Çin sermaye piyasalarını açmadığı sürece ABD doları önümüzdeki beş yıl boyunca baskın küresel para birimi olmayı sürdürecek” diyor. Küresel ticarette ağırlığın ABD ve Avrupa’dan Asya ve gelişmekte olan ekonomilere kaymasının 20-30 yıl alacağını öngörüyor. Türkiye'nin Asya-Avrupa tedarik zincirlerindeki konumuna da dikkat çeken Hung, doğru pazarlama stratejileriyle Türk ürünlerinin büyüyen Asya tüketici pazarlarında önemli pay elde edebileceğini düşünüyor.

Chinese University of Hong Kong School of Governance and Policy Science Öğretim Görevlisi Dr. Wing Lok Hung'la Çin'in yeni büyüme modelinden doların geleceğine, BRICS'ten değişen tedarik zincirlerine ve Türkiye'nin yeni küresel düzendeki fırsatlarına uzanan dönüşümü konuştuk:

*Çin, gayrimenkul ve ihracat odaklı büyümeden uzaklaşıyor. Yeni dönemin büyüme motorları neler olacak?

Dünya ekonomik tarihi, büyük ekonomiler geliştikçe büyüme modellerinin dış talebe bağımlılıktan iç tüketime doğru kaydığını gösteriyor. Çin'in geçmişteki olağanüstü büyümesini destekleyen dış talep ise bugün benzeri görülmemiş kısıtlamalarla karşı karşıya. Başlıca ticaret ortakları, tedarik zincirlerini Çin'den ayrıştırmayı hedefleyen gümrük tarifeleri, anti-damping önlemleri ve "de-risking" (riskten arındırma) mekanizmalarını uygulamaya koyuyor. Bu nedenle iç tüketime dayalı büyüme modeline geçiş artık Pekin açısından bir tercih değil, zorunluluk. Gayrimenkul de bu dönüşümün önemli başlıklarından biri. Çin, sistemik finansal ve ekonomik riskler yaratabilecek bir konut balonunu önlemek amacıyla gayrimenkul modelini sınırlandırdı. Gayrimenkule yapılan aşırı yatırımlar aynı zamanda reel ekonomiyi dışladı; sermayenin üretken sektörleri desteklemek yerine spekülatif varlıklara yönelmesine neden oldu. Önümüzdeki beş yılda gayrimenkul sektörünün ekonomik büyümenin temel motoru olacağını düşünmüyorum. Bunun yerine yapay zeka, yeni enerji, yaşlı bakım hizmetleri, eğitim ve sürdürülebilir kalkınma gibi alanlar Çin'in gelecekteki büyümesini yönlendirecek. Çin ihracata önem vermeyi sürdürecek ancak hedef pazarları değişecek ve gelişmekte olan ülkeler temel ihracat odağı haline gelecek.

*Çin’in önünde Japonya benzeri uzun süreli bir düşük büyüme riski görüyor musunuz? Çin’i Japonya’dan ayıran temel avantajlar neler?

Çin ile Japonya arasında stratejik ve politika bağımsızlığı açısından belirgin bir fark bulunuyor. Japonya'nın Amerika Birleşik Devletleri ile uzun yıllara dayanan güvenlik ve diplomatik uyumu, tarih boyunca ülkenin jeopolitik hareket alanını sınırladı ve Amerikan savunma, sanayi ve ticaret politikalarına uyum gösteren kurumsal bir yapı oluşturdu. Bunun en belirgin örneklerinden biri, 1985 tarihli Plaza Anlaşması. Buna karşılık Çin, küresel tedarik zinciri mimarisinin sistemik düğüm noktalarından biri haline gelmiş durumda. Bu da ülkeye önemli ölçüde yapısal pazarlık gücü kazandırıyor. Bugün bazı alanlarda uluslararası toplum, kendi ulusal çıkarlarına yönelik riskleri azaltabilmek için Çin'in makroekonomik ve ticaret politikalarına göre pozisyon almak zorunda kalıyor.

*Bu yapısal güce rağmen çok uluslu şirketler gerçekten Çin'den çıkıyor mu, yoksa sadece tedarik zincirlerini mi çeşitlendiriyor?

Çok uluslu şirketlerin Çin'den çekilme süreci, büyük ölçüde sektör dinamiklerine ve şirketlerin geldikleri ülkelere bağlı stratejilere göre değişiyor. Çinli ürünler kalite açısından Batılı premium markalarla neredeyse aynı seviyeye ulaştıkça, iç tüketime yönelen yapısal dönüşüm bazı çok uluslu şirketleri sistematik biçimde pazardan uzaklaştırmaya başladı. Gözlemlerime göre birçok önemli Avrupalı çok uluslu şirket Çin'in dev iç pazarına stratejik olarak bağlı kalmaya devam ediyor. Buna karşılık Japon ve Güney Koreli şirketler gibi bazı Asyalı firmalar, artan jeopolitik riskler ve yükselen üretim maliyetleri nedeniyle faaliyetlerini başka ülkelere taşımaya başladı. Bu şirketlerin bir kısmı küresel tedarik zincirlerinde Çin'in yerini alabilecek alternatif ülkeler arıyor. Ancak bu yeniden yapılanma ciddi zorluklarla karşı karşıya. Çin pazarının sahip olduğu olağanüstü büyüklük dikkate alındığında, çok uluslu şirketlerin kısmen çekilmesi piyasada önemli boşluklar yaratıyor ve bu durum yeni yatırımcılar ile yeni şirketler için kayda değer fırsatlar sunuyor.

*Bu tablonun arkasındaki ABD-Çin gerilimine gelirsek, ilişkiler stratejik rekabet içinde yeni bir dengeye mi oturuyor, yoksa sadece geçici bir ateşkes mi görüyoruz?

Bana göre ABD-Çin ilişkileri bugün hala son derece karmaşık bir yapıya sahip. Bir yandan iki ülke arasındaki ilişkiler kırılgan bir istikrara doğru ilerliyor ve 2025 yılındaki ani politika şoklarının yarattığı ciddi dalgalanmaların ve sistemik istikrarsızlığın yeniden yaşanması pek olası görünmüyor. Diğer yandansa her iki güç de ekonomi, güvenlik ve ideolojik-siyasi alanlara yayılan, kökleri oldukça derin yapısal çelişkiler nedeniyle çatışmayı sürdürüyor. Büyük çaplı bir savaş ihtimalinin düşük, ancak yerel ve sınırlı çatışmaların sürekli olduğu bu tablo, Washington ile Pekin'in hala Thukydides Tuzağından (yükselen ve hakim güç arasındaki çatışma riski) çıkamadığını gösteriyor. Bunun yerine iki taraf, yoğun güvenlik önlemleriyle çevrili, karşılıklı şüphe üzerine kurulu dinamik ama kırılgan bir dengeyi sürdürmeye çalışıyor. Sonuç olarak bugün gördüğümüz şey gerçek anlamda bir iş birliği değil, geçici bir ateşkes.

*Bu rekabetin ötesinde dünya da daha çok kutuplu bir yapıya ilerliyor. BRICS'in yükselişi bu dönüşümü hızlandırıyor mu? Doların hakimiyeti bundan nasıl etkilenir?

Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği'nin göreli güç kaybının ve BRICS'in genişlemesinin küresel ekonomik sistemi giderek daha çok kutuplu hale getirdiğine inanıyorum. Genişleyen BRICS yapısı içinde Hindistan son derece kritik ve stratejik bir rol üstleniyor. Demokratik bir mega ekonomi ve önemli jeopolitik ağırlığa sahip olan Yeni Delhi, BRICS'in yalnızca Batı karşıtı bir blok değil Küresel Güney'i temsil eden kapsayıcı bir platform olarak kalmasını sağlayan önemli bir denge unsuru görevi görüyor. Bu yılın başlarında İran'da yaşanan savaş da bu dönüşümü güçlü biçimde hızlandırdı. ABD dolarının jeopolitik bir araç olarak kullanılmasının ne kadar riskli olabileceğini ve tedarik zincirlerinin ne kadar kolay kesintiye uğrayabileceğini gösteren bu çatışma, orta ölçekli güçleri ve enerji ihracatçısı ülkeleri rezervlerini hızla çeşitlendirmeye ve alternatif ödeme sistemlerini geliştirmeye yöneltti. Ancak bütün bu gelişmelere rağmen ABD dolarının yakın zamanda çökeceğini düşünmüyorum. Çünkü başta Çin olmak üzere alternatif para birimleri hala önemli sınırlamalara sahip. Renminbi, çok kutuplu bir dünyada doların en mantıklı alternatifi olsa da Pekin, sermaye çıkışları üzerinde hala sıkı kontroller uyguluyor. Çin sermaye piyasalarını serbestleştirmediği sürece önümüzdeki beş yıl boyunca ABD doları küresel sistemde baskın para birimi olmayı sürdürecektir. *Bu güç değişimi küresel ticaretin yönünü de değiştiriyor mu? Ağırlık merkezi Asya ve gelişmekte olan ekonomilere mi kayıyor?

Bugün BRICS ülkeleri, satın alma gücü paritesine göre küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 40'ını oluşturuyor ve son küresel ekonomik verilere göre bu oran artık G7 ülkelerinin payını aşmış durumda. Dünya Bankası verileri de Küresel Güney ile BRICS ülkelerinin küresel ticaretteki payının son birkaç on yıldır düzenli biçimde arttığını açıkça ortaya koyuyor. Bununla birlikte küresel ticaretin ağırlık merkezinin kalıcı biçimde Asya ve Küresel Güney'e kayması kuşaklar boyunca sürecek bir dönüşüm olacak ve bunun gerçekleşmesi muhtemelen en az 20 - 30 yıl alacak. Bu değerlendirmemin temel nedeni, küresel pazarın bugün hala son yüzyıl boyunca marka değerlerini ve küresel dağıtım ağlarını inşa etmiş Avrupalı ve Amerikalı büyük şirketlerin hakimiyetinde olması. Asya ve Küresel Güney'deki tüketiciler daha zengin hale geldikçe ilk içgüdüleri çoğunlukla bu köklü ve güçlü premium markaları satın almak oluyor. Bununla birlikte dengeler değişmeye başladı. Uluslararası ticaret giderek daha fazla Küresel Güney'de doğan şirketleri küresel ekonominin ana akım oyuncuları haline getirecek. Bu sistemsel dönüşüm yavaş ilerleyecek olsa da, Asya ile Küresel Güney büyüme ivmesini koruduğu ve uluslararası düzen büyük çaplı askeri çatışmalarla sarsılmadığı sürece, küresel ekonomik ağırlık merkezinin kalıcı biçimde yer değiştirmesi kaçınılmaz olacak. *Küresel ticaretteki bu dönüşüm Çin'in Kuşak ve Yol stratejisini de değiştiriyor mu? Girişim artık yeni bir evreye mi girdi?

Evet. Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) artık temelden yeni bir aşamaya geçti. Sermaye yoğun fiziksel bağlantı projeleri döneminden, dijital altyapı, yeşil enerji ve ileri teknolojileri merkezine alan son derece stratejik yeni bir paradigma dönemine geçiş yaptı. Günümüz küresel ekonomik ekosistemi artık yeni bir çağa girdi ve belirleyici unsur yüksek teknolojinin yaygınlaşması ile yüksek getirili yatırımlar haline geldi. Pekin de küresel ekonomide yaşanan bu dönüşüme ve Batı'nın uyguladığı teknoloji kısıtlamalarına yanıt olarak Kuşak ve Yol Girişimi'ni pragmatik bir anlayışla yeniden şekillendirdi. Artık girişim yalnızca fiziksel malların taşınmasına odaklanmıyor; dijital ve teknolojik kapasitenin oluşturulmasını hedefliyor. Bu yeni aşamada Kuşak ve Yol Girişimi, yüksek riskli ve yüksek borç yükü taşıyan mega altyapı projelerini finanse etmekten ziyade, Dijital İpek Yolu ve Yeşil İpek Yolu ekseninde yeniden tasarlanmış durumda.

* Çin'in dünyayla ekonomik bağlantısında Hong Kong da kritik bir rol oynuyor. Jeopolitik gerilimler artarken şehir küresel finans merkezi konumunu nasıl koruyor?

Hong Kong, dünyanın önde gelen küresel finans merkezlerinden biri olma konumunu güçlü biçimde koruyor. Özellikle 7 Temmuz 2026 tarihinde yeni altın ticareti ve takas sisteminin deneme operasyonlarının başlatılması son derece önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Jeopolitik gerilimlerin güvenli liman olarak altına yönelik küresel talebi benzeri görülmemiş ölçüde artırdığı bir dönemde bu girişim, Hong Kong'un finansal ekosistemini önemli ölçüde çeşitlendirecek ve sermaye piyasalarının dayanıklılığını güçlendirecek. Bu gelişme aslında Hong Kong'un uzun yıllardır sahip olduğu güçlü finansal temeller üzerine inşa ediliyor. Şehir son yıllarda halka arzlarda sürekli olarak dünya lideri konumunda yer aldı. Hem önde gelen Çin şirketleri hem de halka açılmayı planlayan giderek artan sayıda uluslararası şirket Hong Kong'u tercih etmeye devam ediyor.

* Tüm bu değişimler ışığında Türkiye'yi yeni küresel ticaret haritasında nereye konumlandırıyorsunuz?

Günümüz küresel ekonomik düzeni giderek daha fazla kısıtlayıcı ekonomik önlemlerle şekilleniyor. Bu durum, küresel politik ekonomide realizme doğru yaşanan yapısal dönüşümün bir yansıması. Devletler, jeopolitik rakiplerine karşı sık sık gümrük tarifeleri ve ihracat kontrol mekanizmaları uygularken, makroekonomik riskleri azaltabilmek amacıyla bölgeselleşmeye de giderek daha fazla yöneliyor. Sahip olduğu kritik jeostratejik konum sayesinde Türkiye, Asya ile Avrupa arasındaki tedarik zincirlerinde vazgeçilmez bir ara bağlantı noktası olarak öne çıkıyor. Bunun yanında Türkiye'nin Avrupa ile Asya kültürlerini bir araya getiren kendine özgü yapısı da önemli bir rekabet avantajı sağlıyor.



“TÜRK ÜRÜNLERİ ASYA’DA ÖNEMLİ PAZAR PAYI ELDE EDEBİLİR”

ASYA FIRSATI Asya'daki tüketici pazarlarının büyümeye devam ettiği bu dönemde, doğru pazarlama stratejileriyle konumlandırılması halinde Türk ürünlerinin önemli bir pazar payı elde edebileceğine inanıyorum. Geçtiğimiz yaz Türkiye'deki kısa saha gözlemlerine dayanarak, özgün Türk ürünleri ile Türk mutfağının Hong Kong ve Çin ana karasındaki tüketici tercihlerinde yaşanan değişime oldukça uygun olduğunu düşünüyorum.

EKSİK HALKA Asya pazarına yönelik hedef odaklı pazarlama faaliyetleri yürütülmesi Türkiye için son derece önemli ekonomik fırsatlar yaratacak. Bununla birlikte Büyük Çin pazarında, özellikle de Hong Kong'da, Türkiye'nin ürünlerini uluslararası ölçekte tanıtacak ve pazarlayacak özel bir aracı yapının bulunmadığını gözlemledim.

YATIRIM KRİTERİ Türkiye, Vietnam, Hindistan, Endonezya ve Meksika'nın birbirleriyle doğrudan rekabet ettiğini düşünmüyorum. Aksine bu ülkelerin her biri, sahip oldukları stratejik konum ve bölgesel üretim kabiliyetleri sayesinde Çinli şirketlere farklı karşılaştırmalı avantajlar sunuyor. Önümüzdeki dönemde Çinli şirketler, Çin ile dostane düzenlemeleri Batı'nın uyum ve mevzuat standartlarıyla başarılı biçimde dengeleyebilen ülkeleri özellikle tercih edeceklerdir.



“BATI İTTİFAKINDA ÇATLAKLAR ORTAYA ÇIKMAYA BAŞLADI”

GÜVEN SARSILDI Trump'ın yeniden göreve gelmesinden sonra önemli bir değişim görüyoruz. Avrupa Birliği ülkeleri ABD'nin Ukrayna'yı uzun vadede gerçekten destekleyip desteklemeyeceğini sorgulamaya başladı. Ardından Grönland meselesi gündeme geldi. Bu gelişmeler Avrupa'da ABD'nin gerçekten güvenilir ve sadık bir müttefik olup olmadığı konusunda kuşkular yarattı. Geleneksel Batı ittifakının sarsılmaya başladığını düşünüyorum.

AVRUPA AYRIŞIYOR ABD tarafında da Avrupa'ya yönelik benzer bir rahatsızlık var. Trump, Orta Doğu'daki askeri operasyonlarda neden daha fazla Avrupa Birliği ülkesinin ABD'yi desteklemediğini birkaç kez açıkça sorguladı. Artık yalnızca Avrupa'nın ABD'ye yönelik şüphelerinden söz etmiyoruz. İki taraf da birbirinin politikalarını sorguluyor. Bu ayrışma gelecekteki uluslararası dengeleri etkileyebilir.

DENGE DEĞİŞİYOR Aynı dönemde Çin'in uluslararası etkisinin sürekli yükseldiğini görüyoruz. Çin'in ulusal gücü geçmişe kıyasla çok daha yüksek ve dünya düzenine önemli bir istikrar unsuru getiriyor. Bugün uluslararası sistemde hemen hemen her ülkenin Çin'le iletişim kurmaya ve ilişki geliştirmeye ihtiyacı var. Bu Çin açısından önemli bir avantaj. Yeni uluslararası düzen henüz oluşum aşamasında ancak güç dengelerinin değişmeye başladığı açık.



ÇİN’İN YENİ DÖNEMİNE DAİR 5 KRİTİK TESPİT

1 | İSTİKRAR UNSURU: Çin’in ulusal gücü geçmişe kıyasla çok daha yüksek. Bunun dünya düzenine daha fazla istikrar getiren unsurlardan biri olduğuna inanıyorum.

2 | VAZGEÇİLMEZ AKTÖR:  Bugün uluslararası alanda neredeyse hiçbir büyük mesele Çin’le iletişim kurulmadan ele alınamıyor. Bu yalnızca Çin’in ekonomik büyüklüğünden kaynaklanmıyor. Artan siyasi ve diplomatik etkisi de Çin’i küresel sistemin vazgeçilmez aktörlerinden biri haline getiriyor.

3 | YENİ GÜÇ MERKEZİ: Bugünkü dönem bana Birinci Dünya Savaşı öncesindeki güç değişimini hatırlatıyor. O dönemde İngiltere yavaş yavaş geriliyor ve onun yerini kimin alacağı tartışılıyordu. Daha sonra ABD merkezli bir uluslararası düzen ortaya çıktı. Bugün ise Çin’in veya başka ittifakların daha etkili olduğu yeni bir uluslararası düzenin ortaya çıkıp çıkmayacağı sorusuyla karşı karşıyayız.

4 | ARABULUCULUK GÜCÜ: Çin’in uluslararası krizler üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğuna inanıyorum. Özellikle son yıllarda güçlenen Çin-Rusya ilişkileri nedeniyle Avrupa’da da Rusya üzerinde etkili olabilmek için Çin’in nüfuzundan yararlanılması gerektiğini düşünenler var. Çin’in artan diplomatik ağırlığı, gelecekte krizlerin çözümünde daha önemli bir rol üstlenmesini sağlayabilir.

5 | YENİ DÜZEN: Yeni uluslararası düzen henüz oluşum aşamasında. Batı ittifakında değişimler yaşanırken Çin’in etkisi sürekli artıyor. Bundan sonra ortaya çıkacak sistemin yalnızca ABD ya da Çin tarafından şekillendirileceğini düşünmüyorum. Çok sayıda ülkenin etkili olduğu daha karmaşık ve çok kutuplu bir yapıya doğru ilerliyoruz.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page